REİKİ ENERJİSİ NASIL ÇALIŞIR?

Reiki Enerjisi Nasıl Çalışır?

Reiki ile ilgilenmeye başlayan kişilerin bana en sık sorduğu sorulardan biri, belki de Reiki’yi ilk kez duyan herkesin zihninden geçen o temel soruyu taşıyor: “Reiki enerjisi tam olarak nasıl çalışıyor?”

Bu soruya tek bir cümleyle cevap vermek kolay değil. Çünkü Reiki’yi yalnızca kavramsal bir bilgi olarak anlatmaya çalıştığımızda, öğretinin önemli bir tarafı olan deneyimi ister istemez dışarıda bırakıyoruz. Reiki’nin nasıl çalıştığını anlamak için, Reiki öğretisinin yaşam enerjisine nasıl baktığına, uygulayıcının bu süreçte nerede durduğuna ve kişinin seans sırasında yaşadığı deneyimin nasıl ele alındığına birlikte bakmak gerekiyor.

Ben de Reiki’yi anlatırken bunu tek bir mekanizmaya indirgemek yerine, öğretinin kendi bakış açısını ve yıllar içinde yaptığım uygulamalarda edindiğim gözlemleri birlikte düşünmeyi daha anlamlı buluyorum.

Reiki Öğretisine Göre Yaşam Enerjisi

Reiki öğretisinde, yaşamın olduğu her yerde bir yaşam enerjisinden söz edilir. İnsan, hayvan, bitki ve doğa bu anlayış içinde birbirinden tamamen kopuk varlıklar olarak ele alınmaz; yaşamın farklı görünümleri olarak değerlendirilir ve bu nedenle yaşam enerjisi yalnızca insana ait bir kavram olarak düşünülmez.

Burada önemli olan ayrımlardan biri, Reiki uygulayıcısının karşısındaki kişiye kendi enerjisini verdiği düşüncesinin öğretinin merkezinde yer almamasıdır. Reiki uygulayıcısı enerjiyi yaratan ya da kendi gücünü karşısındaki kişiye aktaran kişi olarak görülmez; uygulama sırasında niyet ve dikkatle sürece eşlik eden bir aracı olarak kabul edilir.

Bu yaklaşım, benim kendi pratiğimde de üzerinde durduğum konulardan biri. Çünkü uygulayıcıyı enerjinin kaynağı gibi konumlandırdığımızda, kişinin kendi deneyimini ikinci plana atma riski ortaya çıkıyor. Oysa Reiki öğretisinin bakışında uygulayıcının görevi, kişinin yerine bir şey yapmak ya da onun deneyimini yönetmek değil; sakin bir alan içinde uygulamaya eşlik etmek.

Bu nedenle Reiki uygulamasını dışarıdan bir gücün kişiye aktarılması şeklinde düşünmektense, yaşam enerjisinin daha dengeli akışını desteklemeye yönelik bir uygulama olarak anlamak, Reiki öğretisinin kendi yaklaşımına daha yakın bir yerde duruyor.

Reiki Bir Zorlama Değil, Bir Eşliktir

Kendi Reiki pratiğim ilerledikçe benim için daha belirgin hâle gelen şeylerden biri, hiçbir şeyi zorlamamanın uygulamanın önemli bir parçası olduğuydu. İnsan günlük hayatın içinde zaten sürekli bir şeyleri değiştirmeye, düzeltmeye, yetiştirmeye ve kontrol etmeye çalışıyor; Reiki seansını da aynı çabanın başka bir biçimine dönüştürmenin uygulamanın ruhuna çok fazla katkı sağlamadığını düşünüyorum. Bu yüzden seanslarda sık sık söylediğim bir cümle var:Olduğunuz hâlinizle gelmeniz yeterli.”

Bu cümle benim için yalnızca seansa gelen kişiyi rahatlatmak amacıyla söylediğim bir söz değil. Reiki’ye yaklaşımımı da anlatıyor. Kişinin zihni çok yoğun olabilir, yorgun olabilir, huzursuz olabilir ya da hayatında o gün olup bitenlerle meşgul olabilir. Bütün bunları bir kenara bırakıp önce sakinleşmesi gerekmiyor; bazen insanın kendisini rahat bırakabilmesi için önce nasıl hissettiğini değiştirmeye çalışmaktan vazgeçmesi gerekiyor.

Uygulamalarımda bunun farklı biçimlerde ortaya çıktığını görüyorum. Kimi insan seansa gelir gelmez gevşeyebiliyor, kimi bir süre zihnindeki düşüncelerle kalıyor, kimi ise ancak seansın ilerleyen bölümünde bedeninin ne kadar gergin olduğunu fark ediyor. Bunların hiçbirini doğru ya da yanlış bir deneyim olarak ayırmıyorum. Benim için önemli olan, kişinin kendi ritminin içinde kalabilmesi.

Belki “eşlik etmek” kelimesi de tam olarak burada anlam kazanıyor. Uygulayıcı kişinin yerine deneyim yaşamıyor, onun adına bir şey çözmüyor ve ortaya çıkması gereken belirli bir sonucu zorlamıyor. Kişinin kendi deneyimine alan açıyor.

Reiki Enerjisi Hemen Hissedilir mi?

Reiki hakkında konuşurken en çok karşılaştığım sorulardan biri de bu oluyor: “Enerjiyi hemen hisseder miyim?”

Bunun tek bir cevabı yok. Bazı insanlar ilk seansta ellerin bulunduğu bölgelerde sıcaklık, hafif bir karıncalanma veya farklı bedensel duyumlar hissedebiliyor. Bazılarında bedenin gevşemesi daha belirgin olurken, bazı kişiler zihninin günlük hayatın alıştığı hızdan biraz uzaklaştığını fark edebiliyor. Seans sonrasında kendisini daha dinlenmiş, sakin veya huzurlu hissettiğini söyleyenler de oluyor.

Hiçbir belirgin fiziksel duyum yaşamayan kişilerle de karşılaşıyorum. Bunu bir eksiklik olarak değerlendirmiyorum. Yıllar içinde yaptığım uygulamalarda benim için giderek daha açık hâle gelen şey, Reiki deneyiminin kişiden kişiye değişmesinin oldukça doğal olduğu. Hepimiz aynı yaşam hikâyesinden gelmiyoruz, bedenimizle ve duygularımızla aynı ilişkiyi kurmuyoruz ve bir seansa da aynı ruh hâliyle gelmiyoruz. Bu nedenle aynı uygulamanın herkeste aynı biçimde hissedilmesini beklemek bana doğru gelmiyor.

Üstelik Reiki deneyimini yalnızca o anda ortaya çıkan fiziksel duyumlarla değerlendirmek de bana yeterli gelmiyor. Bir kişinin seans boyunca belirgin bir sıcaklık hissetmemesi, o kişinin hiçbir şey yaşamamış olduğu anlamına gelmeyebilir. Bazen insan yalnızca uzanıp nefesini fark ediyor, bir süreliğine günlük hayatın telaşından uzaklaşıyor ve uzun zamandır kendisine ayırmadığı bir zamanı sessizlik içinde geçiriyor. Seans bittikten sonra hatırladığı şey belki bir enerji hissi değil, ilk kez uzun zamandır gerçekten durabildiği o kısa zaman oluyor. Her deneyimin mutlaka güçlü, sıra dışı veya kolayca tarif edilebilir olması gerekmiyor.

Reiki Sadece İnsanlara mı Uygulanır?

Reiki öğretisinde yaşam enerjisinin yalnızca insana ait olmadığı kabul edildiği için, Reiki uygulamalarının kapsamı da insanla sınırlı kalmıyor. Hayvanlara, bitkilere ve yaşam alanlarına yönelik Reiki uygulamalarından ve niyet çalışmalarından da söz ediliyor.

Hayvanlarla çalışan bazı uygulayıcılar, onların Reiki sırasında daha sakin hâle gelebildiğini gözlemlediklerini paylaşırken, bitkilerle yapılan uygulamalar da bazı kişiler tarafından bakım sürecine eşlik eden bir çalışma olarak değerlendiriliyor. Bu tür deneyimleri aktarırken, bunları herkes için geçerli ve kesin sonuçlar olarak değil, uygulayıcıların gözlemleri ve Reiki öğretisi içindeki deneyim biçimleri olarak değerlendirmek daha doğru olur.

Ben bu yaklaşımın özünü ise oldukça sade bir yerde görüyorum: Yaşama sevgiyle yaklaşmak. İnsanla, hayvanla, bitkiyle veya doğayla kurduğumuz ilişkide kendimizi her şeyin merkezine yerleştirmek yerine, yaşamın farklı biçimlerine karşı daha dikkatli ve saygılı bir bakış geliştirebilmek, Reiki öğretisinin benim için anlamlı taraflarından biri. Bu nedenle Reiki’yi yalnızca bir uygulama tekniği olarak değil, yaşamla kurduğumuz ilişkiye dair daha geniş bir bakışın parçası olarak da düşünüyorum.

Neden Herkes Aynı Şeyi Hissetmiyor?

Aslında bu sorunun cevabı biraz da burada ortaya çıkıyor. Hiçbirimizin yaşam deneyimi birbirinin aynısı değil. Aynı olay karşısında farklı duygular yaşayabiliyor, bedenimizi farklı biçimlerde algılayabiliyor ve yaşadığımız her şeyi kendi geçmişimizin, alışkanlıklarımızın ve o anki ruh hâlimizin içinden geçiriyoruz.

Bu yüzden bir Reiki seansının da herkeste aynı biçimde yaşanmasını beklemek bana doğal gelmiyor. Uygulamalar sırasında bazı insanların seans sonunda uzun zamandır hissetmedikleri bir dinginlikten söz ettiğini, bazılarının ise çok daha sade bir ifadeyle “Kendime zaman ayırmak iyi geldi” dediğini görüyorum. Bir başka kişi ise seans boyunca belirgin bir duyum yaşamadığını söyleyebiliyor ama birkaç saat sonra kendisini daha sakin hissettiğini fark edebiliyor.

Ben bu deneyimlerden birini diğerinden daha değerli görmüyorum. Çünkü Reiki seansını bir ölçüm alanına çevirdiğimizde, insanın kendi deneyimini başkasının deneyimiyle karşılaştırması kolaylaşıyor. “O bunu hissetmiş, ben neden hissetmedim?” sorusu da böyle ortaya çıkıyor ve kişi, aslında kendisine ait olan bir deneyimi değerlendirmek yerine başka birinin yaşadığını ölçü olarak kullanmaya başlıyor.

Oysa benim önem verdiğim şey, kişinin kendi deneyimine biraz daha dikkatle bakabilmesi. Bu noktada Reiki’yi anlatırken deneyim ile inancı birbirine karıştırmamak da önemli. Reiki öğretisinin yaşam enerjisine dair kendi açıklamaları var; uygulayıcıların yıllar içinde edindiği gözlemler de bu anlatının bir parçasını oluşturuyor. Fakat bir kişinin yaşadığı deneyimin, başka herkes için aynı şekilde gerçekleşeceğini söylemek başka bir şey.

Ben kendi uygulamalarımda bu nedenle kişiye ne hissetmesi gerektiğini söylemekten kaçınıyorum. Bir seansın değerini, önceden belirlenmiş bir deneyime ne kadar yaklaştığı değil, kişinin o deneyimin içinde kendisiyle nasıl bir ilişki kurduğu daha çok ilgilendiriyor.

Belki Reiki enerjisinin nasıl çalıştığını anlamaya çalışırken, her şeyi tek bir açıklamaya bağlamak yerine öğretinin söylediğiyle uygulamadaki deneyime birlikte bakmak daha anlamlı. Bir kişinin hissettiği sıcaklık ya da karıncalanma elbette onun deneyiminin bir parçası olabilir; başka biri içinse seansın en önemli tarafı, uzun zamandır ilk kez gerçekten durabilmiş olmak olabilir.

»»» Bir sonraki yazımda Reiki ile birlikte sıkça anılan Çakralara bakacağız ve Reiki uygulamalarının çakralarla nasıl ilişkilendirildiğini, bu iki yaklaşımın hangi noktalarda bir araya geldiğini birlikte inceleyeceğiz.

Sevgiyle…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir