REİKİ MASTERLIK NEDİR?

Reiki Masterlık Nedir?

Reiki yolculuğunda insan kendi pratiğini sürdürdükçe, öğrendiklerini derinleştirdikçe ve zaman içinde bu öğretiyle kurduğu ilişki değiştikçe, bir noktada Masterlık kavramıyla karşılaşıyor. “Master” kelimesi ilk duyulduğunda ise biraz farklı anlaşılabiliyor; sanki insanın diğerlerinden daha ileri bir noktaya geldiğini, özel bir yere ulaştığını ya da artık öğrenme sürecinin tamamlandığını düşündürebiliyor.

Ben Masterlığı böyle görmüyorum. Benim için bu yol, bir insanın diğerlerinden daha üstün olduğu bir makamdan çok, öğrendiklerinin sorumluluğunu almaya başladığı ve isterse bunu başka insanlarla paylaşabileceği bir dönem. Kendi pratiğin devam ederken bunun yanına öğretmek, uyumlama yapmak ve başka bir insanın bu çalışmayla tanışmasına eşlik etmek gibi başka sorumluluklar da ekleniyor. Bu yüzden Masterlık bana “Artık oldum.” denilen bir yerden çok, öğrenmenin başka bir biçimde devam ettiği bir yol gibi geliyor.

Masterlık yalnızca bir seviye midir?

Eğitim süreçlerinde Masterlık genellikle ileri bir aşama olarak ele alınıyor. Bununla birlikte farklı Reiki geleneklerinde eğitimlerin içeriği, aşamaları ve Masterlık anlayışı birbirinden farklı olabiliyor. Dolayısıyla herkes için geçerli, tek bir Masterlık tanımından söz etmek kolay değil.

Burada benim için daha önemli olan, hangi sistemin hangi seviyeyi nasıl adlandırdığından çok, insanın bu aşamaya geldiğinde yaklaşımının değişmesi. Yolun başında daha çok kendi pratiğine bakıyorsun; uyguluyor, gözlemliyor ve öğrendiklerinin sende nasıl karşılık bulduğunu zaman içinde anlamaya çalışıyorsun. Öğretmeye başladığında ise artık bildiklerini başka bir insana nasıl aktaracağını da düşünüyorsun.

Bu yüzden Masterlığı yalnızca bir üst seviye olarak görmek bana kavramın bir tarafını eksik bırakıyor. Değişen şey sadece öğrenilenlerin artması değil, kişinin bildikleriyle kurduğu ilişkinin ve bunları başkalarıyla paylaşma biçiminin de farklılaşması.

Reiki Master olmak ne demektir?

Master olduğunda, öğrendiklerini başka insanlarla paylaşabileceğin yeni bir alan açılıyor. Eğitim vermek, uygulamaları göstermek, sorulara eşlik etmek ve kendi deneyiminden süzülen bilgileri aktarmak bu yolun içinde yer alabiliyor. Uyumlama sürecini gerçekleştirmek de Masterlığın uygulama alanlarından biri.

Ama öğretmenlik yalnızca bildiklerini anlatmakla bitmiyor. Karşındaki insanın kendi anlayışını oluşturmasına izin vermek, gerektiğinde açıklamak, gerektiğinde dinlemek ve kendi deneyimini yaşayabileceği alanı bırakmak da işin önemli bir tarafı.

Bir Master olarak benim için değerli olan da burada. Öğrencinin yerine deneyimlemek ya da onun adına karar vermek değil; ihtiyaç duyduğu yerde bilgim ve deneyimimle yanında olabilmek. Çünkü öğretmenin deneyimi yol gösterebilir ama öğrencinin kendi deneyiminin yerini tutamaz.

Master ile öğrenci arasındaki ilişki

Bir insan eğitim almak için bir Master’ın karşısına geldiğinde, aralarında doğal olarak bir bilgi ve deneyim farkı oluyor. Öğretmen bildiklerini aktarıyor, uygulamayı gösteriyor ve kendi deneyiminden gelenleri paylaşıyor; öğrenci ise bunları kendi yaşamında deneyimleyerek anlamlandırıyor.

Bu ilişkinin sağlıklı kalabilmesi için karşılıklı saygının önemli olduğunu düşünüyorum. Öğrencinin öğretmeninin söylediklerini olduğu gibi tekrar etmesi ya da onun yöntemini hiç sorgulamadan benimsemesi, benim gözümde eğitimin amacı değil. İnsan öğrendikçe soru sorabilmeli, gözlemleyebilmeli ve zaman içinde kendi anlayışını oluşturabilmeli.

Öğrencilerimle kurduğum ilişkide bunu özellikle önemsiyorum. Bir öğretmen yol gösterebilir, kendi deneyimlerini paylaşabilir ve ihtiyaç olduğunda destek olabilir; ama karşısındaki insanın kendi yolunu bulmasına da izin vermesi gerekiyor. Çünkü herkesin öğrenme biçimi, algısı ve bu öğretiyle kurduğu bağ birbirinden farklı.

Masterlığın sorumluluğu nerede başlıyor?

İnsan kendi pratiğini sürdürürken yaptığı çalışmanın sorumluluğunu öncelikle kendisi taşıyor. Bir başkasına öğretmeye başladığında ise söylediklerinin ve aktardığın bilgilerin başka bir insanda karşılık bulacağını da hesaba katıyorsun.

Bu yüzden bir Master’ın kullandığı dile dikkat etmesi gerektiğine inanıyorum. Kendi deneyimiyle öğrendiği bilgiyi birbirine karıştırmamak, yaşadığı bir deneyimi herkes için geçerli bir gerçek gibi sunmamak ve bilmediği bir konuda biliyormuş gibi konuşmamak öğretmenliğin önemli taraflarından.

Kendi pratiğini sürdürmek de burada önemli bir yer tutuyor. Çünkü öğretmeye başlamak öğrenmenin sona ermesi anlamına gelmiyor. Hatta çoğu zaman bir şeyi başka birine anlatırken, daha önce üzerinde fazla düşünmediğin bir tarafını fark edebiliyor ya da bildiğini sandığın bir konuya yeniden bakabiliyorsun. Ben bunu kendi Masterlık yolculuğumda da kıymetli buluyorum.

Masterlıkta öğrenmek bitmiyor

Bir Master olduktan sonra artık öğrenecek bir şey kalmadığını düşünmek bana doğru gelmiyor. İnsan yaşadığı sürece değişiyor; karşılaştığı insanlar, soruları ve kendi pratiği de onunla birlikte değişiyor.

Özellikle öğretmeye başladıktan sonra bunu daha iyi fark edebiliyorsun. Bir öğrencinin hiç düşünmediğin bir noktayı sorması, yıllardır bildiğini düşündüğün bir konuya başka bir açıdan bakmana neden olabiliyor. Bazen bir öğrencinin yaşadığı deneyim, kendi pratiğinde üzerinde yeniden durmadığın bir şeyi hatırlatabiliyor.

Öğretmenlik tek yönlü bir aktarım hâline gelmediğinde, Master için de öğrenmenin devam ettiği canlı bir alan oluyor. Benim bu yolculukta değer verdiğim taraflardan biri de bu.

Bilgiden paylaşıma uzanan yol

Yolculuğun başında insan çoğunlukla kendisi için öğreniyor. Kendi pratiğini oluşturuyor, kendisini gözlemliyor ve bu çalışmanın hayatındaki yerini zaman içinde keşfediyor. Öğretme yoluna girdiğinde ise biriktirdiği bilgi ve deneyimi başka insanlarla paylaşabileceği yeni bir alan açılıyor.

Fakat herkesin bu yolu seçmesi gerekmiyor. Bir insan öğrendiklerini yalnızca kendi yaşamında uygulayarak da yıllarca bu yolda ilerleyebilir. Master olmak, herkesin ulaşması gereken son nokta değil; öğretmek isteyen ve bunun getirdiği sorumluluğu almaya hazır hisseden kişinin seçebileceği başka bir yol.

Bu ayrım bana önemli geliyor. Çünkü Masterlık bir yarışın sonunda kazanılan bir derece gibi düşünülmeye başladığında, kavramın anlamı da kolayca değişebiliyor. Oysa burada daha çok, insanın kendisi için öğrendiği şeyi başka insanların yolculuklarına eşlik etmek üzere paylaşmayı seçmesi var.

Ben Masterlığı “aldıklarını sevgiyle vermek” düşüncesine yakın buluyorum. Önce öğreniyorsun, kendi pratiğinde deneyimliyorsun, zaman içinde kendi anlayışını oluşturuyorsun; sonra istersen öğrendiklerini başka insanlarla paylaşmaya başlıyorsun.

Masterlığın topluma bakan tarafı

Bir Master’ın sorumluluğu yalnızca öğrencileriyle kurduğu ilişkiyle sınırlı değil. Bu çalışmayı nasıl anlattığı da önemli; çünkü insanların Reiki hakkında oluşturduğu düşüncede öğretmenin kullandığı dilin de payı oluyor.

Bu nedenle abartılı vaatlerde bulunmadan, öğretiyi olduğundan farklı göstermeden ve kendi deneyimini herkes için değişmez bir doğru gibi sunmadan konuşmak gerektiğini düşünüyorum. Master olmak, her konuda konuşabilmek ya da her soruya cevap verebilmek anlamına gelmiyor. Bazen nerede duracağını bilmek de bu yolun bir parçası.

Özellikle sağlıkla ilgili konularda bu ayrım daha da önemli. Bu uygulamayı tıbbi bakımın yerine koymamak, kişinin ihtiyaç duyduğu profesyonel desteği almasına engel olmamak ve kendi sınırlarını bilmek, öğretmenlik yaparken göz önünde bulundurulması gereken konular arasında.

Etik tarafını burada ayrıntılandırmayacağım; çünkü bunun ayrıca konuşulması gereken bir konu olduğunu düşünüyorum ve bir sonraki yazımızda buna daha yakından bakacağız.

»»» Bir sonraki makalemde bu konunun biraz daha derinine inecek ve “Reiki Master’ın Etik Sorumlulukları” başlığı altında, bir Master’ın öğrencisiyle ve yaptığı işle ilişkisinde gözetmesi gereken etik sınırları ele alacağız.

Sevgiyle…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir