Reiki’nin Beş İlkesi
Reiki’yi yalnızca bir uygulama yöntemi olarak ele aldığımızda, onun günlük yaşamla kurduğu ilişkiyi gözden kaçırmak mümkün. Oysa Reiki geleneğinin içinde yer alan Beş İlke, insanın yalnızca bir seans sırasında değil, hayatın içinde kendisiyle ve çevresiyle kurduğu ilişkiye de bakmasını sağlayan bir çerçeve sunuyor.
Mikao Usui ile ilişkilendirilen bu ilkeler, farklı Reiki ekollerinde ve çevirilerde çeşitli ifadelerle aktarılıyor; ancak temel olarak öfke ve endişeyle kurduğumuz ilişkiye, sahip olduklarımızı fark etmeye, yaptığımız işe verdiğimiz değere ve diğer canlılara karşı tutumumuza dikkat çekiyor.
Burada benim özellikle önemli bulduğum bir ayrıntı var: İlkelerin her biri “sadece bugün” ifadesiyle başlıyor. Bu, insandan bir anda değişmesini ya da hayatının geri kalanında kusursuz davranmasını istemeyen bir yaklaşım. Dikkati daha ulaşılabilir bir yere, içinde bulunduğumuz güne getiriyor. Çünkü insanın kendisiyle kurduğu ilişki, büyük kararların yanı sıra gün içinde verdiği küçük tepkilerde de ortaya çıkıyor.
1. Sadece Bugün Öfkelenme
Öfke, insanın hayatından tamamen çıkarabileceği bir duygu değil. Kırıldığımızda, haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüzde, beklentimiz karşılanmadığında ya da uzun zamandır biriken bir mesele yeniden karşımıza çıktığında öfkelenebiliyoruz.
Bu nedenle bu ilkeyi “hiç öfkelenme” şeklinde okumak bana doğru gelmiyor. Daha çok, öfke ortaya çıktığında onun bizi nereye götürdüğünü fark etmeye ve verdiğimiz tepkiyle duygunun kendisi arasına biraz mesafe koymaya çağırıyor.
İnsan öfkelenebilir; fakat öfkelendiği anda söylediği her şeyi söylemek, yaptığı her şeyi yapmak zorunda değil. Birkaç nefeslik bekleyiş, tepki vermeden önce düşünmek ya da duyguyu karşı tarafa zarar vermeden ifade edebilmek, bu ilkenin günlük hayattaki karşılıklarından biri olabilir. Öfkeyi yok etmekten çok, onunla kurduğumuz ilişkiye bakmak burada daha anlamlı görünüyor.
2. Sadece Bugün Endişelenme
Endişe çoğu zaman henüz yaşanmamış bir zamanla ilgilidir. Zihin, “Ya böyle olursa?”, “Ya işler istediğim gibi gitmezse?” sorularının içinde dolaşırken, henüz gerçekleşmemiş bir ihtimali bugünün duygusu hâline getirebilir.
“Sadece bugün endişelenme” ilkesi geleceği düşünmeyi ya da tedbir almayı reddetmiyor. Daha çok, yarının belirsizliğini bugünün üzerine taşımamayı hatırlatıyor.
Elbette insan plan yapacak, sorumluluklarını düşünecek ve karşılaşabileceği ihtimalleri değerlendirecek. Fakat bütün bunları yaparken, henüz yaşanmamış olanı zihninde defalarca yaşamak başka bir şey. Bazen yapılabilecek en gerçek şey, bugün yapılması gerekeni yapmak ve henüz gelmemiş olanın yükünü bugünden taşımamak. Bu açıdan bakıldığında ilke, geleceği kontrol etme çabasından çok, insanın kendi zihniyle kurduğu ilişkiye işaret ediyor.
3. Sahip Oldukların İçin Şükret
Şükür çoğu zaman büyük nimetlerle ilişkilendiriliyor; oysa insanın sahip olduğu şeyleri fark etmesi, hayatın çok daha sıradan görünen ayrıntılarında da gerçekleşebiliyor.
Sabah içtiğimiz bir çay, sevdiğimiz bir insanın sesini duyabilmek, sağlıklı bir nefes alabilmek ya da gökyüzüne bakmak için birkaç dakikamızın olması, gündelik hayatın içinde kolayca gözden kaçırdığımız şeylerden yalnızca birkaçı.
Burada şükretmeyi, “elindekilerle yetin” şeklinde dar bir anlayışla düşünmektense, dikkatin nereye yöneldiği üzerinden değerlendirmek daha anlamlı geliyor. İnsan sürekli olarak eksik olana baktığında hayatını da eksiklerin üzerinden okumaya başlıyor; var olanı fark ettiğinde ise aynı hayatın içinde daha önce görmediği ayrıntıları seçebiliyor. Şükür belki de önce hayatımıza bir şey eklemiyor; hayata bakışımızdaki yönü değiştiriyor.
4. İşini Dürüstçe Yap
Bu ilkeyi yalnızca meslek hayatına ait bir sorumluluk olarak görmek, anlamını daraltıyor. İnsan yaptığı her işte, o işin büyüklüğünden bağımsız olarak kendisiyle bir ilişki kuruyor.
Verdiğimiz sözü tutmak, üzerimize aldığımız sorumluluğu yerine getirmek, yaptığımız işe gerektiği kadar özen göstermek ve kolay olanı seçmek uğruna kendi doğrularımızdan uzaklaşmamak bu ilkenin günlük hayattaki karşılıkları arasında düşünülebilir.
Üstelik bunun yalnızca büyük kararlarla ilgisi yok. Kimsenin görmediği bir yerde yaptığımız işi ne kadar ciddiye aldığımız, bir başkasına verdiğimiz sözü ne kadar önemsediğimiz ya da kendi davranışımızın sorumluluğunu ne ölçüde üstlendiğimiz, dürüstlüğün daha sessiz tarafını gösteriyor. Çünkü insanın kendisine karşı dürüstlüğü, başkalarına karşı dürüstlüğünden ayrı bir yerde durmuyor.
5. Tüm Canlılara Karşı Nazik Ol
Beşinci ilke, insanın yaşamla kurduğu ilişkiye daha geniş bir yerden bakıyor. Burada söz konusu olan yalnızca diğer insanlara nasıl davrandığımız değil; kendimize, hayvanlara, doğaya ve karşılaştığımız diğer canlılara karşı taşıdığımız tutum.
Nazik olmayı yalnızca başkasına iyi davranmak şeklinde düşünmek de eksik kalıyor. İnsan kendisine nasıl konuştuğunda, hata yaptığında kendisine ne söylediğinde, bedeninin ihtiyaçlarını ne kadar dikkate aldığında da bu ilkenin bir karşılığı var.
Başkalarına gösterdiğimiz anlayışı kendimizden esirgediğimizde, nezaketin anlamı bir yerde eksiliyor.
Bu nedenle bu ilkeyi benim için değerli kılan şey, yalnızca “iyi davranmayı” öğütlemesi değil; insanın yaşam karşısındaki tavrını sorgulatması. Bir hayvana yaklaşırken, doğayla ilişki kurarken, başka bir insanın kırılganlığıyla karşılaştığımızda ya da kendi eksikliğimizle yüzleştiğimizde nasıl bir tutum alıyoruz? Asıl soru belki de burada başlıyor.
Beş İlke Neden “Sadece Bugün” Diye Başlıyor?
Beş İlke’nin bütününe baktığımda, “sadece bugün” ifadesinin aslında bu öğretinin önemli bir tarafını taşıdığını düşünüyorum. Çünkü insanın kendisine bir ömür boyunca taşıması gereken büyük sözler vermesi, çoğu zaman gerçek yaşamın içinde karşılığını bulmuyor.
“Bir daha öfkelenmeyeceğim”, “hiç endişelenmeyeceğim” “her zaman doğru davranacağım” demek kolay; fakat hayatın kendisi bu kadar kesin değil. İnsan değişiyor, şartlar değişiyor, ilişkiler değişiyor ve aynı kişi bile farklı günlerde aynı olay karşısında farklı tepkiler verebiliyor. “Sadece bugün” ise başka bir şey söylüyor: Bütün hayatını şimdi düzeltmek zorunda değilsin; bugün nasıl davrandığına bak.
» Bugün öfkenle ne yaptın?
» Bugün endişenin seni ne kadar yönettiğini fark ettin mi?
» Bugün sahip olduklarının hangisini gerçekten gördün?
» Bugün yaptığın işe karşı ne kadar dürüsttün?
» Bugün kendine ve başka canlılara nasıl davrandın?
Bu soruların her gün aynı cevabı vermesi gerekmiyor. Hatta bazen cevap hoşumuza gitmeyebilir. Fakat insanın kendi davranışına dürüstçe bakabilmesi, değişimin kendisinden önce gelen önemli bir aşama olabilir.
Ben Beş İlke’nin değerini de burada görüyorum. Bunları kusursuz biçimde uygulanması gereken kurallar olarak değil, insanın günlük yaşamın içinde dönüp yeniden bakabileceği bir yön duygusu olarak okumak mümkün. Bir gün öfkelenebilir, başka bir gün gereğinden fazla endişelenebilir, kendimize karşı sertleşebilir ya da yaptığımız bir işi olması gerektiği kadar özenli yapamayabiliriz. Bunların her biri, ertesi gün yeniden bakılabilecek bir deneyimin parçası.
Belki de “sadece bugün” demeleri tam olarak bunun için önemli: İnsan kendisini bütün hayatı boyunca taşıyacağı bir hükme dönüştürmeden, yaşadığı güne ve o gün içindeki hâline yeniden bakabilsin diye.
Reiki’nin Beş İlkesi bu açıdan yalnızca Reiki uygulamasına eşlik eden beş cümle olmaktan çıkıyor; insanın öfkesiyle, endişesiyle, sahip olduklarıyla, emeğiyle ve yaşamın kendisiyle kurduğu ilişkiyi fark etmesine alan açan bir düşünme biçimine dönüşüyor.
»»» Reiki ile ilgili en çok sorulan sorulardan biri “Reiki seansında neler hissederim?” sorusu. O nedenle bir sonraki makalemde bu sorunun cevabına odaklanacağız.
Sevgiyle…

