ÇAKRALAR VE REİKİ ARASINDAKİ İLİŞKİ

Reiki ve Çakralar: İçsel Dengeyi Anlamaya Bir Adım

Reiki ile ilgilenmeye başlayan birçok kişinin karşısına bir süre sonra “çakra” kavramı çıkıyor. Bir noktadan sonra insan ister istemez merak ediyor; bedenimizde, duygularımızda, düşüncelerimizde ve hayatla kurduğumuz ilişkide yaşadığımız değişimlerin çakralarla bir ilgisi olabilir mi?

Danışanlarımdan da zaman zaman şu soruyu duyuyorum: “Reiki gerçekten çakralar üzerinde mi çalışıyor?”

Bu sorunun cevabını verebilmek için önce çakraların ne olduğuna biraz yakından bakmak, ardından Reiki ile nasıl bir ilişki içinde ele alındığını konuşmak gerekiyor.

Çakra Nedir?

“Çakra” kelimesi Sanskritçe kökenlidir ve genel olarak “çark”, “tekerlek” ya da “dönen merkez” anlamlarıyla açıklanır. Çakra kavramı, farklı Hint gelenekleri ve spiritüel öğretiler içinde çeşitli biçimlerde ele alınmış; zaman içinde farklı yorumlar ve farklı çakra sistemleri ortaya çıkmıştır.

Bugün özellikle çağdaş spiritüel anlatımlarda daha çok karşımıza çıkan yedi çakralı sistem ise insan deneyiminin farklı yönlerine bakmak için kullanılan sembolik bir harita gibi düşünülebilir.

Çakralar modern anatomi içinde fiziksel organlar olarak tanımlanmıyor. Daha çok bedenimizi, duygularımızı, düşüncelerimizi, ilişkilerimizi, irademizi ve varoluşla kurduğumuz bağı birlikte düşünmemize yardımcı olan bir yaklaşım olarak karşımıza çıkıyor.

Ben çakralara bakarken onları yalnızca “açık”, “kapalı” ya da “dengeli”, “dengesiz” diye sınıflandırmayı çok anlamlı bulmuyorum. Çünkü insanın iç dünyası bu kadar kesin sınırlar içinde yaşamıyor. Bazen bir şey yolunda gidiyor gibi görünürken başka bir yerimizde farklı bir hareket başlayabiliyor. Hayat değiştikçe biz de değişiyoruz. Bu anlamda çakralar, insanın kendi deneyimine başka bir pencereden bakmasını sağlayan bir dil olarak düşünülebilir.

Yedi Çakra ve İnsan Deneyimi

Kök Çakra: Güvenlik, aidiyet, köklenme ve hayatın içinde kendine bir yer bulma duygusuyla ilişkilendirilir. Kendimizi ne kadar güvende hissettiğimiz, hayata ne kadar tutunduğumuz ve bulunduğumuz yerde kendimize nasıl bir zemin oluşturduğumuzla ilgili bir alanı anlatır.

Sakral Çakra: Duygular, yaratıcılık, haz ve akışla ilişkilendirilir. Hissetmek, üretmek, yakınlık kurmak ve hayatın doğal hareketine kendimizi ne ölçüde bırakabildiğimiz gibi deneyimleri düşündürür.

Solar Pleksus Çakrası: İrade, kişisel güç ve seçim yapabilme duygusuyla bağlantılıdır. Kendi gücümüzü nasıl kullandığımız, kararlarımızın arkasında ne kadar durabildiğimiz ve hayatımızın sorumluluğunu ne ölçüde alabildiğimizle ilgili sorular burada karşımıza çıkabilir.

Kalp Çakrası: Sevgi, yakınlık, bağ kurma, sınırlar ve duygusal olgunlukla ilişkilendirilir. Sevmek kadar kendimizi koruyabilmek, vermek kadar alabilmek ve bir başkasına yakınlaşırken kendi sınırlarımızı da koruyabilmek gibi hayatın çok insani taraflarına dokunur.

Boğaz Çakrası: Kendini ifade etmek, kendi sesini bulmak ve içimizde olanla dışarıya söylediğimiz arasındaki ilişkiyle bağlantılı olarak ele alınır. Bazen söyleyemediklerimiz, bazen de kendimizi gerçekten ifade edebilmenin verdiği açıklık bu alan üzerinden düşünülebilir.

Üçüncü Göz Çakrası: Sezgi, içgörü ve olayların yalnızca görünen tarafına değil, biraz daha derinine bakabilme kapasitesiyle ilişkilendirilir. Burada söz konusu olan yalnızca “sezgisel olmak” değil, kendi deneyimimizi daha dikkatli ve daha derin bir yerden görebilmektir.

Taç Çakrası: Manevi farkındalık, varoluşla ilişki ve kişinin kendisini daha büyük bir bütünün parçası olarak deneyimlemesiyle ilişkilendirilir. Hayata yalnızca kişisel sınırlarımızdan değil, daha geniş bir yerden bakabilme hâlini düşündürür.

Bütün bunları bir araya getirdiğimizde çakralar, insanı açıklayan değişmez bir sistemden çok, insanın farklı hâllerine bakabilmek için kullanılan bir harita gibi duruyor.

Reiki ve Çakralar Arasındaki İlişki

Reiki ile ilgilenmeye başladığımızda çakra kavramıyla karşılaşmamız da çok şaşırtıcı değil. Enerji çalışmalarında çakralardan sıkça söz ediliyor ve zaman içinde Reiki ile çakralar da birlikte anılmaya başlanıyor.

Reiki enerjisinin çakralarla etkileşim içinde olduğu ve çakralardaki enerji akışının dengelenmesine destek olduğu kabul ediliyor. Günümüzde bazı Reiki uygulamalarında çakralar da enerji çalışmasının bir parçası olarak ele alınıyor.

Fakat bir Reiki seansını yalnızca çakralar üzerinden anlamaya çalışmak bana hiçbir zaman yeterli gelmedi. Kimi insan ellerin bulunduğu yerde sıcaklık ya da hafif bir titreşim hissediyor, kimi insan hiçbir fiziksel duyum yaşamıyor. Bazen de seans sonrasında uzun zamandır fark edilmeyen bir duygu daha görünür hâle gelebiliyor. Herkesin deneyimi farklı olduğu gibi, aynı insanın farklı zamanlardaki deneyimi de birbirinden farklı olabiliyor.

Benim Reiki Master olarak yıllar içinde en çok fark ettiğim şeylerden biri de bu oldu. Bir seansın karşısında yalnızca bir enerji sistemi yok; bir insan var.

O insanın yaşadığı hayatı, ilişkilerini, seçimlerini, korkularını ve içinde bulunduğu dönemi bütün bunlardan ayrı düşünmek bana mümkün gelmiyor. Bu yüzden Reiki uygulamasına yalnızca “hangi çakrada ne var?” diye bakmak yerine, önce karşımızdaki insanı görmenin daha önemli olduğunu düşünüyorum.

Çakralar benim için bir teşhis aracı değil; insanın kendisine, bedenine ve duygularına başka bir yerden bakabilmesini sağlayan bir dil. Reiki ise bu dilin kendisi değil, enerjiyle çalışma geleneği içinde yer alan ayrı bir yaklaşım. Farklı geleneklerden gelen bu iki yaklaşım, günümüzde bazı Reiki uygulamalarında birlikte ele alınabiliyor.

Benim için önemli olan ise deneyime hemen bir anlam yüklemekten çok, insanın kendinde olup bitene biraz daha yakından bakabilmesi. Bazen bir sıcaklığı sadece sıcaklık olarak bırakmak, bazen ortaya çıkan bir duyguyu hemen bir çakraya bağlamadan dinlemek de bu deneyimin bir parçası olabilir.

Dengeyi Bir Sonuç Değil, Bir Hareket Olarak Görmek

İçsel dengeyi düşündüğümüzde, sanki bir gün ulaşacağımız ve artık hiç değişmeyecek bir hâlden söz ediyormuşuz gibi düşünebiliyoruz. Oysa hayat böyle çalışmıyor.

Bugün kendimizi çok iyi hissettiğimiz bir konu, birkaç ay sonra bambaşka bir hâl alabiliyor. Bir dönem bizi zorlayan bir mesele zaman içinde hafifleyebiliyor; başka bir dönemde hiç beklemediğimiz bir konu hayatımızın merkezine gelebiliyor. Bu nedenle dengeyi biraz daha hareketli bir şey olarak görmek bana daha gerçek geliyor.

Çakralara da böyle baktığımızda onları sürekli “açılması”, “temizlenmesi” veya “düzeltilmesi” gereken alanlar olarak görmek yerine, hayatımızın farklı dönemlerinde dikkatimizin yöneldiği bölgeler gibi düşünebiliriz.

Reiki uygulamasında da her duyuma hemen bir anlam vermek gerekmiyor. Bazen bedende hissedilen sıcaklık sadece sıcaklıktır. Bazen bir bölgede hissettiğimiz hareketlilik bize bir şey düşündürebilir. Bazen de bir duygu gelir ve bir süre bizimle kalır. Onu hemen bir çakraya bağlamak yerine, biraz dinlemek ve ne söylediğini anlamaya çalışmak daha kıymetli olabilir. Çünkü insanın yaşadığı her şeyin tek bir açıklaması olmak zorunda değil.

Çakralara Biraz Daha Yakından Bakmak

Çakralardan söz ederken insanı yalnızca yedi enerji merkezinden oluşan bir sistem gibi düşünmek bana çok doğru gelmiyor. Çünkü insanın yaşadığı hiçbir şey bu kadar kolay açıklanamayabiliyor.

Bir korkumuzun, yaşadığımız bir ilişkinin ya da hayatımızdaki büyük bir değişimin yalnızca bir çakrayla ilgisi olduğunu söylemek bana fazla kesin geliyor. İnsan aynı anda hem güvende olmak isteyebiliyor hem de değişmek isteyebiliyor. Birini severken ondan uzaklaşmak isteyebiliyor. Ne istediğini bildiğini düşünürken, zaman içinde aslında başka bir şeye ihtiyacı olduğunu fark edebiliyor.

Ben çakralara biraz daha böyle bakıyorum. Hayatımızda olup biten her şeyi açıklayan bir sistem olarak değil, kendimizi anlamaya çalışırken bize başka bir pencere açan bir kavram olarak.

Reiki uygulamalarında da bazen büyük bir şey olması gerekmiyor. İnsan biraz duruyor, nefes alıyor ve o anda kendinde neler olduğunu fark etmeye başlıyor. Kimi zaman bir duygu ortaya çıkıyor, kimi zaman sadece bir sakinlik hissediliyor. Bazen de hiçbir şey hissetmiyor. Bunların hepsi olabilir.

Çakralar, kendimize bakarken kullandığımız dillerden biri. Reiki ise enerjiyle çalışma geleneği içinde yer alan farklı bir yaklaşım. Günümüzde bu ikisi bazı Reiki uygulamalarında birlikte ele alınabiliyor. Ama benim için önemli olan, yaşanan her şeyi hemen bir çakraya bağlamak değil.

Bazen sadece durup kendimize bakmak bile yeterli. Nerede kendimizi güvende hissediyoruz? Nerede zorlanıyoruz? Kendimizi rahatça ifade edebiliyor muyuz? İlişkilerimizde sınırlarımızı koruyabiliyor muyuz?

Bunların cevapları zaman içinde değişebiliyor. Çünkü biz de değişiyoruz. Bu yüzden içsel dengeyi bir kez ulaşıp artık hiç kaybetmeyeceğimiz bir yer olarak düşünmüyorum. Hayat değiştikçe, bizim dengemiz de yeniden şekilleniyor.

Belki de içsel denge, her şeyi yoluna koymak değil; bütün bu değişimin içinde kendimizle olan bağımızı kaybetmemek.

»»» Bir sonraki yazıda ise “Reiki Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar” başlığı altında, Reiki hakkında zaman içinde yaygınlaşan bazı anlatımlara ve Reiki öğretisinin kendisine birlikte bakacağız.

Sevgiyle…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir