REİKİ UYUMLAMASI (İNİSİYASYON) NEDİR?

Reiki Uyumlaması (İnisiyasyon) Nedir?

Reiki eğitimine ilgi duyanların bir süre sonra karşılaştığı kavramlardan biri inisiyasyondur. Kelime ilk duyulduğunda biraz gizemli gelebiliyor; özellikle bu öğretiyle henüz tanışan biri için, öğrenme sürecinin içinde kendisinin henüz bilmediği özel bir aşama olduğu düşüncesini uyandırabiliyor. Oysa konuyu öğretinin kendi içinden ele aldığımızda, inisiyasyon etrafında oluşan gizem biraz ortadan kalkıyor ve daha sade bir anlam ortaya çıkıyor.

İnisiyasyon, öğretmenin öğrenciyle gerçekleştirdiği uyumlama sürecidir ve kişinin uygulamayı öğrenme yolundaki önemli başlangıçlardan birini oluşturur. Bunu yalnızca belirli bir anda yapılan bir uygulama olarak düşündüğümüzde ise konunun biraz dışarıdan görünen tarafında kalırız; çünkü eğitim, el pozisyonlarını öğrenmekten veya belli bilgileri edinmekten ibaret değildir. Öğrencinin öğrendiğini kendi üzerinde uygulamaya başlaması, zaman içinde pratiğiyle ilişki kurması ve bunun yaşamındaki karşılığını kendi deneyimleri üzerinden fark etmesi de öğrenmenin doğal bir parçasıdır.

Bir Master olarak inisiyasyonu anlatırken özellikle “öğrenciye bir güç verilir” şeklindeki anlatımdan uzak duruyorum. Böyle bir ifade öğretmeni elinde özel bir güç bulunan kişi, öğrenciyi de o güce sahip olması gereken kişi gibi gösterebilir. Oysa öğretmenin rolü, öğrencinin yerine deneyimlemek ya da onun yaşayacağı süreci belirlemek değil; aldığı öğretinin bilgisini ve uygulamasını aktarmak, uyumlama sürecini gerçekleştirmek ve öğrencinin kendi deneyimini yaşayabileceği bir alan oluşturmaktır.

Bu ayrım önemli, çünkü eğitim sırasında öğretmenin söyledikleri kadar öğrencinin kendi deneyimine bırakılan alan da değer taşıyor. Bir öğretmen, “Bunu hissedeceksin, şunu göreceksin, sonrasında mutlaka böyle bir değişim yaşayacaksın” dediğinde, iyi niyetle de olsa öğrencinin deneyimini daha başlamadan tarif etmiş oluyor. Oysa herkes bu süreçle aynı yerden karşılaşmıyor; insanın bedeni, duyarlılığı, zihinsel yapısı ve o sıradaki yaşam koşulları birbirinden farklı olduğu için uyumlamanın kişide nasıl bir karşılık bulacağını önceden belirlemek mümkün değil.

Uyumlama sırasında kimi insanlar bedenlerinde sıcaklık, hafif bir hareketlilik ya da farklı duyumlar fark edebilirken, kimileri daha çok gevşeme ve sakinleşme hissedebilir; bir başkası duygusal bir hareketlilik yaşayabilir veya o sırada belirgin bir şey hissetmeden süreci tamamlayabilir. Bunların herhangi birini diğerinden daha değerli kabul etmek doğru olmaz. Özellikle yeni başlayan kişinin kendisini başka insanların anlattıklarıyla karşılaştırması, kendi deneyimini anlamasına yardımcı olmaktan çok, “Acaba bende bir şey olmadı mı?” düşüncesine takılmasına neden olabilir. Oysa uyumlamayı anlamanın tek ölçüsü, o anda ne kadar yoğun bir şey yaşandığı değildir.

Öğrencilerle çalışırken bu noktayı özellikle önemsiyorum; çünkü bir insanın uyumlama sırasında çok etkileyici bir deneyim yaşaması elbette onun için anlamlı olabilir, fakat sonrasında uygulamayı hayatında nasıl sürdürdüğü ayrı bir konudur. Aynı şekilde, o sırada hiçbir özel duyum yaşamayan birinin pratiğinin daha zayıf veya eksik olduğunu düşünmek de doğru olmaz. İnsan zaman içinde kendi üzerinde çalıştıkça, uygulamasını sürdürdükçe ve yaşadıklarını kendi hayatı içinde gözlemledikçe, başlangıçta yalnızca bir deneyim olarak gördüğü şeyin kendisi için ne ifade ettiğini daha farklı bir yerden anlayabiliyor.

Bu yüzden uyumlamayı olağanüstü bir gösteriye dönüştürmek bana öğretinin sade yapısından uzak bir yaklaşım gibi geliyor. O anda mutlaka büyük bir değişim yaşanması, yoğun bir enerji hissedilmesi ya da herkesin anlatabileceği özel bir deneyimin ortaya çıkması gerektiği düşüncesi, kişinin dikkatini pratiğin kendisinden alıp tek bir ana yöneltebilir. Oysa insanda oluşan karşılık her zaman büyük ve görünür olmak zorunda değil; kimi zaman insanın kendi bedenini daha dikkatli dinlemeye başlaması, zihnindeki hareketliliği fark etmesi veya kendisine ayırdığı birkaç dakikanın günlük yaşamında başka bir anlam kazanması çok daha sessiz biçimde ortaya çıkabiliyor.

Kendi yolculuğumda ve öğrencilerle çalışırken gördüğüm şeylerden biri de bu oldu. Eğitim sırasında yaşanan etkileyici bir deneyim insanın hafızasında uzun süre kalabilir, ancak o deneyimin kişinin pratiğine nasıl yerleştiği ayrı bir önem taşır. Öğrenmeyi yalnızca uyumlama sırasında yaşananlarla sınırlamadığımızda, kişinin dikkati de zaman içinde değişmeye başlıyor; “O gün ne yaşadım?” sorusunun yerini, “Bunu hayatımın içinde nasıl deneyimliyorum?” sorusu alıyor ve cevap da tek bir anda değil, uygulama sürdükçe kendini gösteriyor.

Öğretmenin buradaki rolü ise öğrencinin deneyimini yönetmek değil, ona eşlik etmek. Bir Master olarak bildiğim öğretinin bilgisini aktarmak, uygulamayı göstermek, öğrencinin sorularını yanıtlamak ve uyumlama sürecini gerçekleştirmek benim sorumluluğumun bir parçası; fakat onun ne hissedeceğine veya sonrasında nasıl bir deneyim yaşayacağına karar vermek benim yapabileceğim bir şey değil. Her insan kendi yaşamından ve kendi duyarlılığından geçerek bu öğretiyle karşılaşıyor.

Bu nedenle uyumlama sırasında yaşananları önceden belirlenmiş bir deneyim gibi düşünmeyi doğru bulmuyorum. Öğretmenin anlattıkları, öğrencinin ne yaşaması gerektiğini tarif etmek için değil, süreci anlamasına yardımcı olmak için var. Öğrencinin kendi deneyimini olduğu hâliyle karşılayabilmesi, başkalarının yaşadıklarıyla kendisininkini ölçmek zorunda kalmaması ve zaman içinde uygulamasını gözlemleyebilmesi benim için bu sürecin önemli bir parçası.

İnisiyasyondan sonra öğrenci kendi pratiğine başlıyor. Ellerini bedenine yerleştirerek uygulama yapmayı öğreniyor, zaman içinde bunun kendisinde nasıl bir karşılık bulduğunu gözlemliyor ve pratiği hayatının içinde yer ettikçe, eğitim sırasında öğrendiği bilgiler kendi deneyimiyle anlam kazanmaya başlıyor. Her uygulamanın aynı geçmesi gerekmiyor; kimi gün daha sakin bir zihinle, kimi gün günlük yaşamın yoğunluğu hâlâ üzerindeyken çalışılabiliyor ve bunların hepsi kişinin kendi süreci içinde yer alabiliyor.

İnisiyasyonu bu bütünün içinde düşündüğümde, onu insana dışarıdan verilen özel bir güç olarak değil, eğitim sırasında öğretmenle öğrencinin buluştuğu ve kişinin uygulamayı kendi üzerinde deneyimlemeye başladığı önemli bir aşama olarak görüyorum. Uyumlama bu öğrenme sürecinin içinde yer alıyor; sonrasında ise öğrencinin kendi pratiği, gözlemleri ve zaman içinde edindiği deneyimler öne çıkıyor.

Belki de öğretirken benim için en kıymetli taraflardan biri bu: Öğrencinin bir süre sonra yalnızca öğretmenin söylediklerini tekrarlamak yerine kendi deneyimine dikkat etmeye başlaması ve öğrendikleriyle arasındaki ilişkiyi kendisinin fark etmesi. Çünkü bir noktadan sonra bilgi, insan onu kendi yaşamında deneyimlediğinde kendisine ait bir anlam kazanmaya başlıyor.

İnisiyasyonun benim için taşıdığı anlamı tek bir cümleyle anlatmam gerekirse, bunu “Reiki’nin insana verilmesi” şeklinde değil, insanın Reiki eğitiminde uyumlama yoluyla uygulamayı deneyimlemeye başlaması şeklinde ifade ederdim. Öğretmen bilgiyi ve uygulamayı aktarıyor, uyumlama bu öğrenme sürecinin önemli bir parçasını oluşturuyor; sonrasında ise kişi öğrendiklerini kendi pratiği içinde tanımaya başlıyor.

İnisiyasyonun anlamını benim için değerli kılan da biraz bu. O anda ne hissedildiğinden çok, insanın sonrasında öğrendiği uygulamayla nasıl bir ilişki kurduğu ve onu kendi yaşamında nasıl deneyimlediği önem kazanıyor.

»»» Reiki uyumlamasının ne olduğunu ve bu sürecin Reiki yolculuğundaki yerini konuştuk. Peki bu yolculukta öğretmenin yeri nedir? Reiki’de Master olmak yalnızca bir eğitim seviyesine ulaşmak anlamına mı gelir, yoksa bunun beraberinde getirdiği başka bir anlam ve sorumluluk da var mıdır? Bir sonraki makalemde “Reiki Masterlık Nedir?” sorusunun peşinden giderek, Masterlık kavramına biraz daha yakından bakacağız.

Sevgiler…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir