Hatırlar mısın?

Hatırlar mısın?

Bazen bugün yaşadığımız dünyaya bakıyor ve cevaplanması gereken bir sorunun peşinde buluyorum kendimi:

Biz bugünlere nasıl geldik?

İnsanlık olarak bugün ulaştığımız noktaya gelene kadar nasıl uzun bir yolculuktan geçtiğimizi ve bu yolculuk boyunca neler öğrenip neler biriktirdiğimizi düşündükçe, geçmişimize yeniden -ama bu kez daha dikkatli- bakma ihtiyacı hissediyorum.

Takdir edersiniz ki bugün sahip olduğumuz bilgi birikimi, imkânlar ve teknoloji bir anda ortaya çıkmadı. Bizden önce yaşayan insanlar da hayatı anlamaya, doğayla birlikte yaşamaya hatta doğaya karşı yaşamaya, hastalıklarla ve türlü zorluklarla baş etmeye, beslenmeye, korunmaya ve yaşamlarını sürdürebilmeye çalıştılar.

Kimi zaman yalnızca gözlemleyerek, kimi zaman bizzat deneyimleyerek öğrendiler. Yaşama dair öğrendikleri ne varsa, kendilerinden sonra gelen nesillere aktarabilmek için çabaladılar. Bu muazzam birikimin bir kısmını yazıya döktüler, bir kısmını geleneklerle yaşattılar, bir kısmını kuşaktan kuşağa aktardılar; bir kısmı ise -ne yazık ki- zaman içinde unutulup gitti.

“Hatırlar mısın?” biraz da insanlığın binlerce yılda biriktirdiği ve zamanla unutulmaya yüz tutan hafızasına yeniden bakma isteğimden doğdu.

Ben yalnızca kendi kültürümüzün, Anadolu’nun ya da ailelerimizden bize kalanların izini sürmek istemiyorum. Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşamış insanların oluşturduğu kadim bilgi ve deneyimlere de bakmak istiyorum. Mezopotamya’dan Mısır’a, Hindistan’dan Çin’e, Orta Asya’dan Afrika’ya, Anadolu’dan Amerika kıtalarının kadim toplumlarına kadar uzanan bu ortak hikâyede, binlerce yılı aşarak bugüne ulaşabilmiş bilgilerin izini sürmek istiyorum.

Bazen eski bir şifa geleneğiyle, bazen bir bitki bilgisiyle, bazen bir beslenme veya yaşam biçimiyle, bazen de bugün neredeyse unutulmuş bir gelenekle karşılaşacağımı biliyorum. Bütün bunların yalnızca ne olduğunu değil; nereden geldiğini, insanların bu bilgiyi hangi deneyimlerle edindiğini ve yüzyıllar boyunca nasıl
taşıdığını da öğrenmek istiyorum.

Elbette geçmişte yaşamış insanların her yaptığını doğru kabul etmek ya da geçmişi bugünün karşısına koymak gibi bir niyetim yok. Benim için önemli olan, insanlığın binlerce yıl boyunca biriktirdiği bu deneyime saygıyla bakabilmek ve bu büyük birikimin içinde bugün hâlâ anlam taşıyan şeyleri yeniden fark edebilmek.

Eminim ki araştırırken beni şaşırtacak pek çok bilgi çıkacak karşıma. Belki daha önce hiç duymadığım bir geleneğin hikâyesine eşlik edeceğim. Belki de yıllardır çok iyi bildiğimi sandığım bir şeyin aslında çok daha eski ve derin bir geçmişi olduğunu göreceğim.

Karşılaştığım ne varsa, öğrendiğim ne varsa, beni düşündüren ve insanlık hafızasına ait olduğunu hissettiğim ne varsa, bütün samimiyetimle sizlerle paylaşacağım. Çünkü bana göre geçmiş, yalnızca geride bıraktığımız bir zaman diliminden ibaret değil; bugünümüzün, hatta yarınımızın da ayrılmaz bir parçası. Tam da bu yüzden geçmişe yeniden bakmaya, daha dikkatli dinlemeye ve unutulmaya yüz tutan kıymetli şeyleri -yeniden- hatırlamaya ihtiyacımız var.

Gelin, birlikte hatırlayalım…

»»» Bana kalırsa hatırlamaya önce şu sorularla başlamalıyız: İnsanlık, binlerce yıl boyunca öğrendiklerini nasıl hatırladı ve bize kadar nasıl ulaştırdı? Yazının olmadığı zamanlarda insanlar bildiklerini nasıl aktardı, hangi bilgiler geleneklerle yaşamaya devam etti, hangileri zaman içinde kayboldu? Dolayısıyla bir sonraki makalemde “İnsanlık Neleri Hatırlıyor, Neleri Unuttu?” sorularının peşine düşmek istiyorum.

Sevgiyle…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir