İnsanlık Neleri Hatırlıyor, Neleri Unuttu?
İnsanlığın hafızası üzerine düşündüğümde aklıma ilk gelen sorulardan biri şu oluyor: Binlerce yıl boyunca yaşanan, öğrenilen, üretilen ve biriktirilen onca şeyin ne kadarı bugün hâlâ hatırlanıyor?
Geçmiş hakkında bugün bildiğimiz pek çok şey var. Yazılı belgeler, eski anlatılar, gelenekler, arkeolojik buluntular ve hâlâ yaşamaya devam eden kültürel izler bize geçmiş hakkında önemli bilgiler veriyor. Ama elimizde bulunan bütün bu izlerin, binlerce yıllık insanlık hikâyesinin tamamını oluşturduğunu düşünmek bana pek de mümkün ve mantıklı görünmüyor. Biliyoruz ki insanların yaşadığı her şey yazıya geçirilemedi, her deneyim bir başkasına aktarılamadı. Bazı bilgiler yalnızca onları bilen insanların hafızasında kaldı ve onlar da zaman içinde öldüklerinde, bildikleri şeylerin bir bölümü de onlarla kayboldu. Kimilerinden küçük bir iz kaldı belki, kimilerinin ise bir zamanlar var olduğunu bile bugün bilmiyoruz.
Bence geçmişe bakarken bu tarafını da unutmamak gerekiyor. Elimizde bulunanlar, insanlığın yaşadığı her şeyi temsil etmiyor olabilir; bugün geçmişten söz ederken çoğu zaman hatırlayabildiklerimiz üzerinden konuşuyoruz. Oysa hatırlayamadıklarımızın ne olduğunu bilmek bence çok daha zor. İşte bu yüzden insanlık tarihine biraz da buradan bakmak gerekiyor. Bir bilginin neden yüzyıllarca yaşadığını, başka bir bilginin neden birkaç kuşak içinde ortadan kaybolduğunu düşündüğümde, bunun tek bir cevabı olmadığını görüyorum. İnsanların kullandığı, ihtiyaç duyduğu bilgiler daha uzun yaşayabiliyor; yaşam şartları değiştiğinde ise doğal olarak bazı bilgiler eski önemini kaybedebiliyor.
Bana kalırsa geçmişten bugüne gelen şeyleri anlamaya çalışırken dikkat etmemiz gereken önemli noktalardan biri de bir geleneğin bugün hâlâ yaşıyor olması, o geleneğin hiç değişmediği anlamına gelmediği. Hatta bence yaşayabilmesi, değişerek yeni anlamlar kazanabilmesinden geçiyor.
Peki, geçmişten kalan bu izler bize nasıl ulaştı? Doğal olarak bir kısmını bugün yazılı belgeler sayesinde biliyoruz. Binlerce yıl önce yaşayan insanların neler düşündüğünü, nelere inandığını ve nasıl yaşadığını öğrenebiliyorsak, bunda yazıya geçirilmiş metinlerin önemli bir payı var. Ama bir bilginin yazıya geçirilmiş olması, onun zaman içinde olduğu gibi kaldığı anlamına gelmiyor. Eski bir düşünce, yüzyıllar sonra başka bir şekilde karşımıza çıkabiliyor. Üstelik geçmişten kalan her şey yazılı da değil. Bir zanaatta, eski bir sözde, bir ninnide, bir efsanede, bir hikâyede ya da bugün nedenini tam olarak bilmediğimiz bir alışkanlıkta da geçmişin izleriyle karşılaşabiliyoruz.
İşte tam burada benim için daha zor bir soru ortaya çıkıyor:
Peki Ya Unuttuğumuz Şeyler?
Bir bilginin kaybolduğunu söyleyebilmek için, en azından onun bir zamanlar var olduğunu bilmemiz gerekiyor. Oysa hiç yazılmamış, hiç aktarılmamış ve geride herhangi bir iz bırakmamış bir bilgi söz konusu olduğunda bunu bilme şansımız da ne yazık ki yok. Belki de en zor olan tarafı bu… Acaba zaman içerisinde adını bilmediğimiz, hatta varlığından dahi haberdar olmadığımız için özlemini bile duyamadığımız neleri kaybettik?
Bu sorunun cevabını bulmamız mümkün olmayabilir. Ama ben bu soruyu sormanın bile geçmişe bakışımızı değiştirebileceğini düşünüyorum. Geçmişten günümüze ulaşabilmiş pek çok şeyi bugün hâlâ tam olarak anlayamıyoruz. Bir şeyi henüz anlayamamış olmamız onun değersiz olduğu anlamına gelmiyor. Ya da yalnızca eski olması onu değerli kılmıyor. Bana kalırsa bazı şeyleri gerçekten anlayabilmek için onlara bugünün ölçüleriyle değil, ait oldukları zaman diliminden bakmak gerekiyor. Bence geçmişe saygı duymak, yalnızca geçmişten gelen her şeyi sorgulamadan kabul etmek değil; henüz anlayamadığımız şeylere de değersiz gözüyle bakmamaktır.
Unutmamalıyız ki bugün elimizde bulunanlar, insanlık tarihinin bütünü değil; geçmişten bize ulaşabilmiş parçaları sadece… “Hatırlar mısın?” yolculuğunda benim için mesele yalnızca neyi hatırladığımız değil; elimizde kalanların geçmiş hakkında bize daha neler söyleyebileceğini de düşünmek.
»»» Peki, bize kadar ulaşan bu parçalar nasıl korundu? Yazının olmadığı dönemlerde öğrenilen bir bilgi, bir deneyim binlerce yıl boyunca nasıl unutulmadan günümüze taşındı? Bir sonraki makalemde bu kez “Bilgi Kuşaktan Kuşağa Nasıl Aktarıldı?” sorusunun peşinden gideceğim.
Sevgiyle…

